hzn

 

Hüznün hüsn ile aynı vezinde olduğunu nasıl anlatmalı…!

Hüzün hayalîn, hayâl rüyânın, rüyâ hülyânın kapısı; katı gerçeklerin zindanına açılan paslı ve hantal kapıyı o sayede geçiyoruz; hüzne sarılmak, kurtuluş…

Hüzün, gönül evimin başköşesinde…

Arayanlara uğramaktan hoşlanan, rüyâya ve hülyâya yabancı olmayanları asla yalnız bırakmayan bir dosttur o.

Onu davet ettim yoksa gelmezdi.

İster ki gönlü kütleşmemiş insanlar çoğalsın, onların hülyâları gerçeğin katı taşları arasında ezilip yok olmasın.

İster ki rüyâ görebilen, sevdiklerine hemen yarın kavuşmanın hayâlini kurabilen insanların ümidi kırılmasın…

Her çağırana bu yüzden gider ve onu bir ipeksi tül yumuşaklığında sarıp sarmalar…

Heyecanı olmayan insandan kaçar hüzün.

Kupkuru, dümdüz, tek renk, tek ses görür onu.

Kupkuru olmak, hiçbir zaman ve hiç bir şeye ağlayamamaktır.

Tek ses yalnızca maddeden çıkar, tek renk yalnızca maddedir.

Oysa rüyanın da, hülyânın da ağlayamayan, tek sese mahkum, tek renge aldanmış insanlara tahammülü yoktur.

Hüzün bunun için kaçar onlardan.

Ağlamayı unutmuş olanlar hüznün getirdiklerini asla anlayamazlar.

Sanırlar ki; hüzün onların gönlüne yük…

Sanırlar ki; onu gönül evinin hudutları dışında tutmak kurtuluş…

Sevdiklerini menzillerce uzaklarda bırakıp bir büyük boşlukta tek bir mûnis ses duymaya mahkum olanlar bile, hüznün bir anne şefkatiyle elini uzattığını fark edemiyorlar.

Onunla eskiden kalma tanışıklıkları olmadığı için, yüreklerine onun battığını düşünüyorlar.

Batan dikendir oysa, yani hasret, yani gurbet…

Hüzün, hasreti de gurbeti de yumuşatır; daha az batan ve daha az kanayan bir yaraya çevirir.

Hüzünlendikçe gönlü zenginleşir insanın.

Fakat onlar katransı bir gölgenin kapattığı ufuklarda hiç durmaksızın genişleyen darlığın nereden kaynaklandığını bilmiyorlar.

Hüznü kovanlarsa ufkun açılacağını, gölgenin kaybolacağını sanıyorlar…

Hüzün olmasa o gölge bir gök taşı gibi katılaşacak ve bütün ümitlerimizle birlikte ezip geçecek bizi.

Hüzünlenebildiğimiz için dağılmadan, ezilmeden, bu değirmen taşının altında un-ufak olmadan kalabildiğimizi nasıl anlatmalı?

Hüznün hüsn ile aynı vezinde olduğunu nasıl anlatmalı…!

Hüzün hayalîn, hayâl rüyânın, rüyâ hülyânın kapısı; katı gerçeklerin zindanına açılan paslı ve hantal kapıyı o sayede geçiyoruz; hüzne sarılmak, kurtuluş…

(ç-alıntı)

Reklamlar

4 Yanıt to “hzn”

  1. ibrahim akkuş Says:

    “Sanırlar ki; hüzün onların gönlüne yük…” bu satır dikkatimi celbetti.

    demek kelimelere yüklenen anlamlarda şahsiymiş..

  2. söylendiği ana ve kişiye göre anlam kazanıyor veya kaybediyor…
    yorgunum…
    hem de çok…

  3. süleyman kutay Says:

    “yalnız kalbi vardır hüznü olanın”

    sanmıyorum hüznüm gönlüme yük olsun! sanmıyorum!

    hüznümdür bana anlam katan, beni var eden! insan derdi varsa vardır bu dünyada! uğruna yaşadığı şeyler varsa vardır..

    beni seven hüznüm için sevsin!…

  4. EyvAllah, ciğerim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: