Safiye Erol: “Ait olduğum değerlere ihanet etmeyeceğim”

Safiye Erol, kendi medeniyetine sonuna kadar güvenmenin sembol isimlerinden birisi olmuştur. Tarihimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi kafasında ve gönlünde taşıyan bu romancımızın beni kendine hayran bırakan bir sözü var ki; bence hepimizin tekrarlaması gereken bir sözdür. Safiye Erol kendi kendine bir söz veriyor ve diyor ki: ”Ait olduğum değerlere asla ihanet etmeyeceğim.”

Yaşadığı devri dikkate alarak düşünecek olursak ne büyük bir yükün altında olduğunu daha iyi anlarız. Nitekim hiç bir düşünür yaşadığı çağdan bağımsız düşünemez ve düşünülemez. Gözünüzde bir fotoğraf canlandırın ki, Osmanlı devleti çökmüştür ve artık etrafınızdaki herkesin gözünde bir Avrupa efsanesi parlatılmak istenmektedir. Avrupa’ya mühendis olsun diye gönderilen pek çok gencimizin şair, felsefeci, yazar, anarşist ve papaz olarak döndüğü yıllarda Safiye Erol, ‘kendi olarak kalıp’ eğitimini tamamlayarak memleket irfanının hizmetine kendisini vakfedebilmiştir.

Samiha Ayverdi’nin anlatımıyla bir hikâyesi şöyledir: ”Safiye Erol on üç yaşındayken Almanya’nın Lübeck şehrine gönderilmiş, ancak lise ve üniversiteyi okuyup, doktorasını da yaptıktan sonra memleketine dönmüştür. Orada bir Alman ailenin yanında pansiyoner olarak kalmaktadır. Komşuları bir papaz efendidir. Bu papaz küçük Safiye ile fazlaca ilgilenmektedir. Çocuğa gösterdiği alaka, dikkati çekecek ölçüde olduğundan bunu fark eden evin hanımı, gene papaz efendinin kıza hikâyeler anlattığı bir sırada, birden ‘Safiye, papaz efendi seni çok takdir ediyor. Herhalde seni Hıristiyan yapacak’ der. Küçük Safiye, odadakileri şaşkına çeviren bir asabiyetle başını dikerek:‘ Yoo. Bir gün ben onu Müslüman edeceğim’ karşılığını verir”

Edebiyatımızda doğu – batı mukayesesini yapan pek çok yazara rastlarız. Cemil Meriç, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve İsmet Özel’de gördüğümüz bu durumu fazlasıyla Safiye Erol’da da görmemiz mümkündür. Safiye Erol, hem doğuyu hem batıyı tanımak bakımından elimizin altındaki en önemli referanslarımızdandır dersek abartmış sayılmayız. Sezai Karakoç bir şiirinde doğulu bir babanın oğullarını batıya gönderme hikâyesini anlatır. Bütün oğulları batı denen karanlık gayya kuyusunda yitip giderken son evlat batı karşısında direnmeyi seçmiştir. Değişmemeye ve batıya yenilmemeye kararlı olan bu son evlat aslında son yüzyılımızın muhafazakâr aydınını temsil etmesi bakımından güzel de bir örnektir.https://i2.wp.com/img170.imageshack.us/img170/1314/erolsafiyeaj1.jpg

Ben bu noktada bu son evlatla Safiye Erol arasında çok ciddi benzerlikler kurmaktayım. Safiye Erol’un tavrında ölmüş bir medeniyetin mezar bekçiliği bulunmaz, bilakis canlı canlı yaşayan ve son noktasına kadar savaşmaya hazır bir medeniyetin umutları vardır. Eserlerinde bu mücadeleci tavrı pekala görmek mümkündür. Safiye Erol, Kadıköyü’nün Romanı, Ülker Fırtınası ve Ciğerdelen adlı romanlarıyla edebiyatımıza çok farklı bir lezzet kattığı hiç kuşkusuzdur. Balon gibi şişirilmiş naylon romancılardan kafamızı bir kaldırıp baktığımızda göreceğiz ki bizim kendi gerçek romancılarımız bizi en iyi şekilde anlatıyor. Her şeyden önce bizim kendi gerçeğimizi değerlerimize ihanet etmeden anlatıyor ki bu da bir aydın için az bir şey değildir.

Kalemimizin ucuyla işaret etmek istediğimiz sadece bir yazarın batı karşısında aldığı isyankâr tavır değil, aynı zamanda bir medeniyetin öteki karşısında mücadele etme gücünün bulunduğunun altını da çizmeye çalışıyoruz. Bizden önce bu kavgayı kaleminin hakkıyla vermiş nice kalem kahramanları geçti bu topraklar üzerinden, bizden sonra da nice büyük kahramanlar doğuracaktır bu bereketli topraklar. Her şeyden önce bizler kendi kendimize Safiye Erol gibi bir söz vermemiz lazımdır ki dilimizde vird edip asla bu bilinçten uzaklaşmamalıyız. Göğsümüzde rozet gibi gururla taşıyacağımız bu sloganımız: ”Ait olduğum değerlere ihanet etmeyeceğim”dir.

Pek tabiidir ki dağda dervişlik kolaydır. Elinde fırsatı yokken herkesin dürüst olması mümkündür. Ama altının ateşte sınanması misali eline fırsat geçip, kılıcının kestiği zamanlarda mana kahramanı olmayı becerebiliyor muyuz? Asıl mesele de buradan sonra başlamaktadır. Elinde fırsatı yokken ait olduğu değerlere sıkı sıkıya bağlıymış gibi görünen nice insanın ilk fırsatta koltuklarında ısınıp gevşemeye başladığına şahit olmadık mı bu ülkede?

Mukayeseli düşünmek her durumda çok şeyler kazandırıyor insana. Tevazu yapacak kadar kendimi beğenmiş biri değilim harbi konuşmak gerekirse Safiye Erol’u okumuş olmaktan kendi hesabıma haklı bir gurur yaşıyorum.

Bir yanda günümüzün sıkça gömlek değiştiren aydın ve yöneticilerini düşünürken, öte yanda kendi değerlerine dört elle sarılmış bir Osmanlı hanımefendisi olarak Safiye Erol’u düşünüyorum. Birinci gurupta bahsettiğim kadrolu çanak yalayıcılara acı acı gülerken, Safiye Erol’u bütün yüreğimle ayakta alkışlıyorum.

Ümit Bulut

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: