Ten gemisi batıyor

 

Meded Allah'ım

…Vücut gemisi toprağa doğru batışa geçti. Gönlünüzde Allah’tan başka ilah taşımayın. Yaradanın yanına gidiyoruz. Tenimiz tertemiz, tazece yaratılmıştı. Haramdan kazandığımız yükleri atalım. Rabbin huzuruna tertemiz varmaya çalışalım….

Televizyon ekranında gördüm; bunalıma girmiş bir insan üzerine benzin dökmüş, eline çakmağı almış “Kendimi yakacağım” diyor. Bağrı yanık bir polis memuru yana yakıla ona yalvarıyor. Yalvarırken yaklaşıyor ve bunalımlı vatandaşı kucaklıyor. Vatandaş çakmağı çakıyor. İkisi birden tutuşuyor. Arkadan yetişenler ikisini de kurtarıyorlar.

O polis kahraman bir polistir. Yılın kahramanlık ödülü ona verilmelidir. Bir can kurtarmıştır. Kendi canını tehlikeye atarak bunu başarmıştır. “Karia” suresini her okuyuşumda üç defa “Karia” kelimesini tekrarlarken o polisin “Yapma, yapma, yapma” sözleri hatırıma gelir. Müdahale edilmese de kendini yaksaydı ne olurdu? Beş dakika acı duyardı.

Ama Rabbimiz, Rahmeti yaratan Rabbimiz, Polisteki merhameti, yavrusunu korumak için aslana kafa tutan tavşandaki merhameti yaratan Rabbimiz, dağların yün gibi atıldığı, insanların kelebekler gibi altı yöne doğru kaçıştığı bir günden bizim sakınmamız için üç defa “O korkunç bir sesle gelecek olan dehşetli gün” hakkında bizi uyarmaktadır.

Biz bu sureyi okurken, başkalarına okurken, polisin yürekten seslenişi yalvarışı gibi okumalıyız. Servi gibi boylar baston gibi eğiliyor. Eklemlerden sesler gelmeye başlıyor. Ağrılar, sancılar ve çatırdılar bir taraftan bizim uyarıcılarımızdır.

“Yükünü hafiflet”
diyorlar. Vatandaşlar zayıflama salonlarına koşuyorlar. Kilolarını veriyor ama saçların ağarmasını, gözlerin farımasını engelleyemiyor. Ağaran saçlar, buruşan yüzler, “Yükünü hafiflet” demeye devam ediyor.

Ama insan yaşlandıkça hırslanıyor. Dünyaya bağlılığı artıyor. Zengin cimrinin biri rüyasında kendini ziyafet verirken görmüş, kan ter içinde uyanmış. Rüya olduğunu anlayınca sevincinden oynamaya başlamış.

Kefensiz gidenler var. Kalplerimizdeki putları atalım. Vücut gemisi toprağa doğru batışa geçti. Gönlünüzde Allah’tan başka ilah taşımayın. Yaradanın yanına gidiyoruz. Tenimiz tertemiz, tazece yaratılmıştı. Haramdan kazandığımız yükleri atalım. Rabbin huzuruna tertemiz varmaya çalışalım.

Cennete geçiş için “şehadet” isterler. Diplomalar, makamlar, rütbeler, imkanlar bu dünya gardırobunda kalacak. “Şehadet” istenecek. Değerli ve ağırlığı olan güzel işler yaparsak istikbalimiz güzel olur. Sonu gelmez senelerde hoşlanacağımız bir yaşantı verilir.

Güzel ameller bu dünyayı güzelleştirdiği gibi güzel sözleriniz cennetteki içeceğinizi tatlandırır. Yaptığınız iyilikler cennetteki güllerinizi renklendirir. İki dünyanız cennet olur.

Kıyamet geldiğinde dağlar yün gibi atılır. İnsanlar kelebekler gibi dağılır. Peki İslamı yaşamayanlara bakıyoruz, daha kıyametleri gelmeden dağılmışlar. Dünyanın en zirvesindeki adam en zırva işler yapıyor. Halkının ırzına geçmek için oval salonda sıraya diziyor. Eşi ise kırıştırdığı insanların macerasını bir dergiye satıyor. Kızı ise Türkiye’ye geldiğinde belki bir Maraşlı Musa bulurum diye aykırı gidiyor. Bu bir dağılma örneğidir.

Bir tanıdığım deprem bölgesinden yetim kalmış bir çocuğu yanıma alayım diye müracaat ediyor, fakat çocuk bulamıyor. Çünkü çocuğun dayısı, amcası, halası, teyzesi, dedesi veya bir başka yakını tarafından hemen himaye edilmiş. Bu İslamın bizim genlerimize vurduğu sıla-i rahm mührünün etkisidir.

İki dünyamızı cennet olması, güzel tenlerimizin ve canlarımızın cehennemde yanmaması kendimize çeki düzen verelim.

Mahmut TOPTAŞ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: