Yağmur

 

…Islat hepimizi ey yağmur, sen su serp kavrulan gönüllerimize.
Rahmetin temizlesin bizi.
Mahcubum kimsesiz çocuğa, karnı doyamayana, tanımadığım, her gün yabancılaştığım dünyaya. 
Ben de koca bir parçasıyım akan dünyanın..

Güzel düşünmek için hayatın içinde olmalıydık. Ama nasıl? Hayatın içinde yok olmalıydık.
Çünkü insan yok olduğunda çok şey olduğunun farkına varıyordu.
Mevlana’ca, her yerde olan hiçbir yerde olmazken, hiçbir yerde olmayan her yerde olabilir düsturunu içselleştirmeye çalıştığım günlerdendi.
Hayat o gece yağmurla birlikte yeryüzüne akıyordu oluk oluk.
Yağmurda gezmek bende büyük bir saadet.
Çünkü kendimle olduğumu fark eder, içimle dertleşirim.
İnsanların saçak altına kaçtığı yağmura adeta sığınıyordum. Oh ne güzel.
Göz çukurlarımda hissettiğim rahmet, yüreğime inen bereketle şehrin sokaklarında anlamlandırılmış bir geceyi kendimle paylaşmanın saadetindeyim.

Telefon çaldı, benimle yürümek arzu eden bir dostum.
Eyvallah deyip buluştuk.
Nedense eşyanın büyüleyici yüzünden artık o da bahsetmiyordu.
Oysa para kazanmak hevesi onu memleketinden ayırmış ve bu kente getirmişti.
Yağmur belli ki onun da içine akmaya başlamıştı.
Yarım sesle “Yıldızlı semalar altındaki haşmet ne güzel, mehtaba dalıp yar ile sohbet ne güzel…” şarkısını mırıldanarak vakur adımlarla epeyce yürüdük.
Adımladığımız belki içimizin yürünesi yollarıydı.
Hayatın hengâmesini bahane ederek koşuşturuyorduk, koşuyorduk ama nedense içimizin yolcu bekleyen limanına giden yollarına hiç yolumuz düşmüyordu.
Şimdi o yolların ortasında bağdaş kurmuş hoş geldin diye beni gülerek karşılayan benle yürüyorum.

Yürümek ne güzel, yürünen güzel olunca.
Yürüyüşüm kendimeydi ve hayatın içinde yağmurlu bir şehrin gecesinde yok olmuştum ve kendimi bulmuştum.
İşte şimdi şarkılar daha anlamlı, nefes alıp vermek daha değerli, insan daha engin bir deniz.
Yanaklarıma düşen damlalar, yolumun işaret levhaları gibi beni götürüyordu.
Ama yollar kısa bir süre sonra yine Irak’ta ölene, verdiğimiz şehitlere, mazlumun feryadına, dünyanın dört bir yanındaki çığlığa çıkıyordu.
Felsefesini yaptığımız hayat, ister istemez bizi adaletsizliğin, vahşi kapitalizmin, sömürü çarkının dişlilerinin karşısında tutuyor ama gerçekler, isyan şarkıları söyleyerek bizi maalesef bu çarkın içinde döndürüyordu.
Anarşist bir yönümüz vardı olan bitene ama çözemiyorduk, çözülmüyordu. İpin ucu hep diktatör ellerdeydi bizim yüzyılımızda.
 
Islat hepimizi ey yağmur, sen su serp kavrulan gönüllerimize.
Rahmetin temizlesin bizi.
Mahcubum kimsesiz çocuğa, karnı doyamayana, tanımadığım, her gün yabancılaştığım dünyaya. 
Ben de koca bir parçasıyım akan dünyanın.
Birlikte yürüdüğümüz dostum da aynı şeyleri düşünüyordu.

Kirlendik, hem de çok.

Yağ ey yağmur,

Temize çek dünyamızı…

Bünyamin DÜNDAR

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: