her şey senin için

Yalnızlık girdabının yoğunluğunda yoksunluğunu yaşarken, bedenimi ve ruhumu sensizliğin girdabına terk eyledim. Girdabın sessizliğinde sensizlik, başka bir acının tahammül sınırlarını aşan duygusuna kendini bırakıveriyor.

Sürekli bir baş dönmesinin taşıdığı tahammülsüzlüğü aşan yoksunluğun, ruhumu derece derece acaba yaklaştırıyor. Varlığın karmaşasına neden olarak sensizliği gösterebilirim. Sen yoksan karmaşa ve kaos baş gösterir. Ama bunu anlatmanın çokça yöntemleri olmasına rağmen suskunluğu tercih ederim.

Güneşin aldatıcı ışığına yanarım da, seni kaybetmenin derin hezimetinin hazımsızlığına dayanamam! Aldatıcı duyguların seline kapılıp giderken, varlığın benim istinatgahım olacak. Yorgunluğumu ve yoğunluğumu nasıl aşabilirim sensiz kaldığımda…

Sükunetimin ruhu, yolumun ışığı, amacımın ve kaygımın temeli olan sen! Sensizliği nasıl kabullenirim, bir anlatabilsem… Anlamsızlığı bir yaşam kaygısı haline getirenlerin arayışlarına yönelik göndermelerim hep karşılıksız kalacak, biliyorum. Yalnızlık belki de budur. Anlaşılamamak gibi…

Varlığımı bütünüyle teslim ettiğim sen! Feryadımı duyuyormusun? İçimdeki yangın cennetteki içeceklerle bile sönmüyor. Yanmışım! Yandığımı ne ben biliyorum, ne de bir başkası… Bütün varlığımla haykırdığım halde sesimi duyuramamam nasıl açıklanır, inanın bilemiyorum!?

Bir sükunet anına ihtiyacım var. Bütün bu karmaşanın içinde işgal edilmemiş bir mekan ve zaman arıyorum kendime! Bulduğum an, bil ki seninle buluşmanın anı olarak kayda geçecektir zaten…

Bivefa dostların biperva tavırlarının üzerime düşürdüğü azabın ağırlığı karşısında, sana dayanmaktan başka çare kalmıyor. İçimdeki hafakanları boca etmeden yaşamayı öğrenmeliyim. Azabı tadarken yüzümün gülümsemesini bırakmayı benden beklemeyin! Kocaman tebessümlerin sahibi olarak bilinmek hoşuma gidiyor. Bu, sevgiliyi hoşnut eder düşüncesinin bir izdüşümü olarak yorumlanıversin…

Aşkın azap penceresinden dostun sevgi bahçesine kaçısın hüzünlü hikayesi dikkatinizi çeker mi? Kafalarınızda şu canlanmasın sakın! Bir azaptan bir azaba atlamanın hikayesi mi olur? Aşkı ve dostluğu niye bir azap olarak yorumluyorum ki; sevginin, neş’enin ve uyumun adresi değil mi? Fedakarlığın, feragatin, fark etmenin yoğunluk kazandığı anlara tekabül etmez mi? Hani derler ya; “içi beni yakar dışı sizi” işte tam öyle bir şey. Ancak yaşanarak öğrenilecek işlerden en temeli de budur!
Aşk, çocuk safiyeti midir? İsa (a.s)’ın “Çocuk gibi olun” demesinde ki kasıt bu değil midir? Hani çocukluğun masumca yaşama dönüşmesindeki an’a tekabül eden varyantları; kızgınlığı, sevgisi, hüznü, ağlaması, yakarışı, katılımı gibi an’a tekabül eden yaşamı. Her şey geçicidir çocuklukta! Aşk, bu çocukca safiyetin dışa vurumudur…

İşte bütün çocukluğumla seni istiyorum!

Her şeyin geçiciliğinde seninle buluşmak ve her şeyin kalıcılığında da seni görmek istiyorum. Acılarda ve hazlarda birlikteliğimizi çok görme bana! Tadı damağında bunu unutmamı isteme benden!
Yokoluş girdabına ancak seninle girerim…
Korkmadan, yılmadan, usanmadan tekrar tekrar yok olmayı tecrübe ederim seninle!

Dostluk seninle meyveye dursun…

Abdulaziz Tantik / İkindi Yağmuru 2. Sayı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: